Pınar Selek
Özel Röportaj: Pınar Selek: “Masalını kaybeden insan, hayallerini de kaybeder”
Pınar Selek

Özel Röportaj: Pınar Selek: “Masalını kaybeden insan, hayallerini de kaybeder”

24 Ocak 2015 Tarihinde Tarafından Edebiyat, Emek, Kadın, Söyleşiler Kategorisinde Yayınlanmıştır.

“Ben hayallerime tutunmak için masallarımı suladım hep. Çocukluğumdan beri zaten sürekli masal uyduruyordum, önce kızkardeşime, sonra tanıdığım herkese anlatmak için… Fırsatını bulup bir kısmını yazmak çok mutlu etti beni. Bir yandan da edebiyatla küçük de olsa bağımı sürdürmemi sağladı. Bilimsel analiz dilinin havasız bıraktığı edebiyat aşkım bu sayede nefes alabildi biraz. Yol Geçen Hanı’nı bu yüzden pek çok insan büyüklere masal olarak okumuş. Hoşuma gitti…  Masal güzel şey.”

Mehtap Doğan

Sosyolog ve yazar Pınar Selek, bugüne kadar azınlıklar, transseksüeller, sokak çocukları ve seks işçileri gibi ayrımcılığa uğrayan gruplar hakkında çok sayıda çalışma yaptı. Ancak 1998 yılında PKK üzerine yürüttüğü araştırması nedeniyle, terör suçu şüphesiyle göz altına alındı ve söz konusu dönemde propaganda yapmak iddiasıyla tutuklandı. Pek çokları bilmez bu süreçte filistin askısı, elektroşok ve kafatasına elektrik verilmek suretiyle ağır işkencelere maruz kaldı. Hatta 2010 yılında Berlin’deki Überleben İşkence Kurbanları İçin Tedavi Merkezi tarafından gördüğü işkencenin etkilerini doğrulayan bir rapor bile hazırlandı.

 

pinar-selek

 

16 yıldır yargılanıyor

Selek, Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji bölümünü birincilikle bitirdi. Ardından aynı üniversitede sosyoloji üzerine yüksek lisans yaptı. Fransa’da bulunan Sophiantipolis UDEL Üniversitesi’nde ekonomi-politik dersleri gördü. 2013’te, Fransa’nın en prestijli eğitim kurumlarından biri olan Lyon’daki Ecole Normale Supérieure tarafından fahri doktora unvanına layık görüldü. Çok değil, bir yıl sonra da ‘Türkiye’deki Muhalif Hareketlerin Birbirleriyle Etkileşimi’ başlıklı teziyle, Strasbourg Üniversitesi’nden siyaset bilimi doktoru unvanını aldı. Feminist ve anti-militarist olan Selek, yetişkinler için kaleme aldığı Barışamadık, Sürüne Sürüne Erkek Olmak, Maskeler Süvariler Gacılar, Yolgeçen Hanı‘nın yanı sıra çocuklar için Yeşil Kız ve Su Damlası isimli iki kitap çıkardı. Belge Yayınları tarafından yayına hazırlanan Ya Basta!-Artık Yeter! isimli kitabın çevirisini yaptı. Bunca güzel işte imzası bulunsa da Türkiye onu, 9 Temmuz 1998’de Mısır Çarşısı’nda meydana gelen ve 7 kişinin öldüğü, 127 kişinin yaralandığı patlamayla tanıdı.

 

Pınar Selek

 

Mısır Çarşısı’na bomba koyduğu iddiasıyla 2.5 yıl tutuklu kalan ve bilirkişinin verdiği ‘patlamaya tüp gazının yol açtığı’ raporu üzerine tahliye edilen Selek, Bakırköy Kadın Tutukevi’nden çıkarken gazetecilere ‘‘Bana iyi misiniz diye soracaksanız, iyiyim diyemem. Çünkü çok acı çekiyorum” demişti. Selek’e şimdilerde nasıl olduğunu sorduk, bakın bize neler neler anlattı.

 

Pınar Selek sokak çocuklarıyla

 

Bakırköy Kadın Tutukevi’nden çıkarken sokak çocukları ve translar seni büyük bir coşkuyla karşıladılar. Sence, Türkiye’de “hırçınlıkları” ile basına yansıyan bu kesimlerin sana bu kadar yakın durmalarının sebebi ne olabilir?

Ortak yaşanmışlıklar. Dostluk. Sokağın insanı sürekli sınayan dehşeti içinde filizlenince bir dostluk, onu kimse koparamıyor galiba. Bir de, o dönem polisin tuzla buz ettiği sanat atölyemizin içinden geçtik hep birlikte. Bir düşün içinden geçmek gibi. Sanatın mucizevi enerjisinin yarattığı, bizim parmaklarımız, sesimiz, bedenimiz aracılığıyla yarattığı bir düşü paylaştık biz sokakta. Bu düş, zaten kurulmuş bağları aşk kadar güçlendirdi. Dostluk, sevgi, kalbimizde güp güp kımıldayan bir kuşa dönüştü.

O gün gazetecilere ‘‘Bana iyi misiniz diye soracaksanız, iyiyim diyemem. Kendim için seviniyorum diyemem. Çünkü, içeride şu anda yaşanan şeyler, çok acı şeyler. Çok acı çekiyorum. Hem içerisi için hem de şu anda Türkiye’de bulunan ve şiddete yönelen her şey için” demiştin. Şimdi iyi misin peki?

İyiyim. Daha güçlüyüm çünkü. Geçen süre içinde acı çekmenin mutsuz olmak anlamına gelmediğini öğrendim. Sevginin eridiği yerde çoğalıyor mutsuzluk. Ben içimdeki sevgi sayesinde mutluyum. Tabii bu insanı duyarlı kılıyor, üzülüyorsun, acı çekiyorsun. Dünyamız acı makinesi. Şiddet her geçen gün daha da meşrulaşıyor. Buna rağmen şiddete karşı mücadele etmek için daha çok araçla, yöntemle, deneyimle tanıştım. Yani, direnmeye, yeni yollar açmaya, düşünmeye, soru sormaya çalışıyorum. Bu beni ayakta tutuyor.

 

Pınar Selek

 

Araştırmacılara, akademisyenlere, aydınlara gözdağı vermenin sembolü haline geldin, hayatından önemli bir bölüm çalındı, hedef gösterildin ama yüzündeki gülümsemeyi hiç kaybetmedin. Koşulların değişmesine rağmen çalışmalarına devam ettin. Bu gücü nereden alıyorsun?

Bilmiyorum. Pek çok insan gibi ben de gücü bir yerlerden devşirip zorluklarla başa çıkmayı öğreniyorum. Kendimi kocaman tablonun bir parçası olarak gördüğüm için, bana vuran şiddet aygıtının diğer tahakküm aygıtlarıyla bağını kuruyorum ve isyanımı örgütlüyorum. Bu şiddetin beni belirlemesine, dilimi acılaştırmasına, mağdur psikolojisinin içinde boğmasına izin vermiyorum. Çocukken Diderot’nun “Kötülerle değil, kötülükle mücadele etmeliyiz” sözünü defterlerime karalardım. Hala bana yön veriyor. İsyanını kötülere, insanlara karşı değil, kötülüklere karşı yönelttiğinde iyilikten besleniyor, mücadelende mutsuz olmuyorsun. Önceki gün Charlie Hebdo’ya olan saldırıdan sonra şunu yazdım: “Arkadaşlarımızı öldürdüler ama cesaretimizi ve sevme kapasitemizi değil”.

Hiç yalnız hissetin mi kendini?

Tam da bu yüzden, daha ilk günden beri hiç yalnız hissetmedim kendimi. Şu ya da bu şekilde değdiğim herkes 16 yıl boyunca taşımak zorunda olduğum ağırlığı benimle fazlasıyla paylaştılar. Mücadelemde, çalışmalarım, araştırmalarım sürecinde birbirinden çok farklı kesimlerle buluştuğum için, hiç yan yana gelemeyecek insanlar bu dayanışma etrafında buluştular. Bu buluşma zamanla çok büyülü bir süreç yarattı. Hele yurtdışında olduğumdan beri enternasyonal bir nitelik kazanan dayanışma halkaları, muhalefet alanında yeni bir dinamik yaratıyor. Pek çok insan, sürekli bana teşekkür ediyor. Çünkü dayanışma başlı başına bir yol: hiç akla gelmeyecek buluşmalara, yeni projelere yol açıyor, insanların hayatını değiştiriyor.

Başarılarla dolu bir biyografiye sahipsin. Neden büyük ölçekli şirketlerde çalışıp, büyük paralar kazanmak yerine ayrımcılığa uğrayan gruplarla uğraşmayı tercih ettin?

Ben mutlu olmak istiyorum. Hep öyle istedim. Mutlu bir dünyada, güzel şeyler yaşamak. Dolayısıyla seçtiğim bölüm, okuduğum okul, yaptığım çalışmalar hep buna yönelik. Başarı değil mutluluk. Yani sosyolojiyi para kazanmak, rütbe kazanmak, bir şey olmak için değil, kendimi, dünyayı anlamak için seçtim. Biraz düşünmeye başlayınca gördüm ki mutluluğun önündeki en büyük engellerden biri tahakküm ilişkileri. Dolayısıyla bunların işleyişini anlamak için okula gittim, bunları değiştirmek için sokaklara çıktım. Aslında normal olan bu, öyle değil mi?

Elbette öyle… Peki, bir dönem sokaklarda, evi olmayanlarla birlikte sabahladın. Bu bir tercihti, şimdi başka bir ülkede zorunlu olarak yaşıyorsun. Hiç kendini yersiz yurtsuz hissettiğin oldu mu?

Evet. Ve hayır. Ama arada bir oturacağım, kendime geleceğim, Lévinas’ın tabiriyle, bir mültecinin topraklarındaymış gibi, evime geri çekildiğim bir yer yok daha. Hiç bir şehirde gizli kahvehanelerini, özel mekanlarını, çıkmaz sokaklarını, sır köşelerini adım adım bilecek kadar kalmadım maalesef. Bu beni çok dağıtıyor. Bu deneyim bana gösterdi ki yersiz yurtsuzluğun da bir yeri var. Göçebelerin, geçtikleri yollara ayak izlerini, dallara bağladıkları küçük bezlerini bıraktıkları gibi, ben de mekanlar arası göç ederken, kendi ritmimi yaratmaya ihtiyaç duyuyorum. Mesele yaşanan mekanları fiziksel olarak bilmek değil sadece, kendi varlığını o mekandaki dinamiklere yabancı hissetmemek, ev hissi. Hangi tahtaya basacağını, hangi sokağın çıkmaz olduğunu bilmek direniş gücünü arttırıyor. Ama zaman bağları kuruyor. Daha önce tanımadığın hayatların içinde söz söylüyor, eğleniyor, ağlıyor, sevişiyor, bağlar kuruyorum. Sanırım zamanla, hangi rüzgarları arkama alacağımı yavaş yavaş öğreniyorum. Hatta diyebilirim ki, bu dünyada, misafirmiş gibi değil, kendi evindeymiş gibi, sere-serpe yayılıyorum artık. Bir farkla: Kendini güvende hissetme duygusunu kaybedince, sana şimdiye kadar güvenlik sağlayan sembollerden, bağlardan, kalıplardan, alışkanlıklardan da uzaklaşıyorsun. Ve bu uzaklık, seni boşlukta bırakıyor ama düşüncenin ufukları, görmenin sınırları da genişliyor.

Mısır Çarşısı patlamasıyla ilgili davadan 16 yıldır yargılanıyorsun. Üç kez beraat ettin, bir kez de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldın. 5 Aralık’ta görülen duruşmada beraatine karar verildi. Bizlere bile “artık yeter” dedirten bir süreç yaşadın. Bundan sonrasında nasıl bir hukuki süreç seni bekliyor?

Üç kez değil, dört kez beraat ettim son duruşmayla birlikte. Sonra, her zamanki gibi savcı itiraz etti ve dosya Yargıtay Genel Kurulu’na gönderildi. Şimdi onların kararını bekleyeceğiz.